Maskeliler Ülkesi
4.11.2009 •
Bir zamanlar, uzak diyarlarda küçük bir ülke varmış. Bu ülkenin halkı kralı, kral da halkını ve çocukları çok severmiş. Kral sık sık panayırlar düzenler, çocukları eğlendirecek oyunlar hazırlattırırmış. Güneş her gün neşeyle doğar, çocukların kahkahalarını duymak için batmak istemezmiş.
Bulutların çocuklarla şakalaştığı gün çok üzücü bir olay olmuş. Kralın küçük oğlu hizmetçilerin mutfakta olmadığı sırada ocağın ateşiyle oynamaya başlamış. Oynarken ne yaptıysa aniden ortalığı alev sarmış. Küçük Prens öyle bir çığlık atmış ki şatodaki herkes mutfağa koşmuş. Yangın büyümeden söndürülmüş söndürülmesine de prensin yüzü çok fena yanmış. Korkudan da dili tutulmuş. Kral babası saraya ülkenin en iyi doktorlarını çağırtmış. Ancak yaramaz prensin ne yüzü düzelebilmiş ne konuşması. Bunun üzerine Kral Ailesi prensin maske takmasına karar vermiş. Komşu ülkeden maske ustası getirtip çeşit çeşit maske yaptırmışlar. Ama küçük prens hem çok mutsuzmuş, hem de kendine kızgınmış. Bu yüzden en çok üzgün ve kızgın maskelerini takar, diğerlerini istemezmiş. Kral ile kraliçe oğullarına çok üzülürlermiş. Ülke halkı da eskisi kadar mutlu değilmiş.
Gel zaman, git zaman küçük prens büyümüş. Babası ölünce tahta geçip kral olmuş. İlk iş olarak ülkede gülmeyi yasaklamış. Sonra herkesin kendisi gibi maskeyle dolaşmasını emretmiş. Gülen yüzlü maskenin yapılmasını ve takılmasını yasaklamış. Zamanla sokakta, işte herkes mutsuz dolaşır olmuş. Halk kralın askerlerinden öyle korkarmış ki ne kimse konuşur, ne de çocukların şen sesleri duyulurmuş artık. Hatta güneş bile sık sık bulutların arkasına saklanmaya başlamış. O günden sonra komşu ülkeler buraya "Maskeliler Ülkesi" demiş, halkları da gelmeyi hiç istememiş.
Bu arada ülkenin tek maskecisi iyice yaşlanmış. Dükkânının duvarları simsiyah, yerler kir içindeymiş. Krala kızgın yüzlü maskeler yapmaktan onun maskeleri de kralın maskesine benzemiş. Halk ondan çok çekinirmiş. Ancak maske almak için gidecek başka yer yokmuş. İş sahibi büyükler maskeciden siyah maske isterlermiş. Maskelerinin üzerinde ise yorgunluk, ümitsizlik ve mutsuzluk ifadeleri olurmuş. Genç kızlar genellikle gri maske alırmış. Delikanlılar ise lacivert maskeleri tercih ederlermiş. Zaten gençler gülen yüz maskesinin ne olduğunu bile bilmezmiş.
Yine bir gün kara bulutlar gökyüzünde geziniyormuş. Nasılsa "Maskeliler Ülkesi"ne komşu ülkeden biri taşınmış. Genç adam ilk gün bir dükkân kiralamış. Dükkânın duvarlarını, çerçevelerini beyaza boyamış. Camları, yerleri bir güzel temizlemiş. İçeriye küçüklü büyüklü kutularla birlikte bir makine taşımış, iki de sandalye. Sonra vitrinin önüne bir perde çekmiş. Oradan geçenler, adamın ne yaptığını çok merak ediyorlarmış. Fakat içeriyi bir türlü göremiyorlarmış.
İkinci gün akşama doğru kapısının önünde şöyle bir durmuş. İşyerinin her köşesine tek tek bakmış. "Tamam" demiş kendi kendine, "yarın sabah başlarım işlerime."
Ertesi gün, güneş bulutların arasından merhaba derken, "Maskeli Ülke"de yaşayanlar maskelerini takmış, yollara çıkmış yine. Kimi işe gidiyormuş, kimi alışverişe. Genç adam da takmış gülen yüzlü bir maske, gitmiş işyerinin kapısına. Kilidini açmış, perdeleri çekmiş. Tabelasını asmış: "Maskeci Mesut"
Yoldan geçenler bir maskeciye bakıyormuş, bir de dükkânına. Merakla içeri girenler hayrete düşmüşler. Duvarlarda rengârenk, çeşit çeşit maskeler varmış. Bazısının ucunda tüy, bazısında ponpon takılıymış. En çok da ‘gülen yüz maskesi' asılıymış.
İlk müşteri olarak dükkân komşuları gitmiş maskeci Mesut'a. Gülen yüzlü maskeden istemiş çekine çekine. Maskeci oturtmuş komşusunu sandalyeye, yüzünün ölçüsünü almış, sonra da çizmeye başlamış. O sırada komşunun kızı gelmiş merakla. "Maskeci Mesut" onun da yüz ölçüsünü almış, yepyeni bir maske yapmış. Çıkarmış gri üzgün maskeyi, takmış pembe, tüylü gülen yüzlü yeniyi. Çocuk koşa koşa arkadaşlarının yanına gitmiş, hepsi onu çok beğenmiş.
Aradan birkaç hafta geçmiş. Maskeci Mesut'un müşterisi her geçen gün artmış. Sokaklar rengârenk maskelerle donanmış. Artık kimse üzgün maske istemez olmuş. Ülkenin yaşlı maskecisi ise buna daha fazla dayanamamış. Kalkmış, gitmiş şatoya. Kızgın maskesiyle çıkmış Kralın huzuruna. Elindeki Maskeci Mesut'a ait maskeleri gösterip pencereyi işaret etmiş. Mutsuz Kral dışarı bakmış, gördükleri karşısında şaşırmış. Hemen genç maskeciyi çağırtmış.
Askerler Mesut'un dükkânına gelmişler. Onun askerlerce götürüldüğünü gören halk, korku maskelerini takmış, yeniden. Maskeci Mesut ise hâlâ mutluluk maskesiyleymiş. Elinde de parlak taşlarla süslü bir kutu varmış.
Kralın huzuruna çıkarılan Mesut, önce kutuyu hediye etmek istemiş. Kral kutuyu açtırmadan maskeciyi zindana göndermiş. Şatodakiler süslü kutunun içindekini görmek istemiş. Belli etmemiş amma kral da çok merak etmiş. En sonunda dayanamayıp vezirine emretmiş. Kutudan krallara lâyık değerli mi değerli, süslü mü süslü gülen bir maske çıkmış. Kral maskeyi çok beğenmiş, sanki içinde de bir ışık belirmiş. Önce kendine karşı koyup, gülen maskeyi bırakmış bir kenara. Sonra vazgeçmiş kızgınlık maskesinden, "Bunu taksam ne olur ki?" demiş içinden. Yardımcısını çağırmış. Maskesini çıkartıp gülen yüzlü maskeyi taktırmış. Az zaman sonra Kral birden bire haykırmış:
-Nöbetçiler, çabuk maskeciyi getirin! Konuştuğuna kendi de şaşırmış.
Kralın gülen maskeyi taktığını bir de konuştuğunu gören görevliler sevinçle alkışlamışlar krallarını. Hepsi teker teker koyunlarında sakladıkları gülen maskeleri takmışlar. Saray halkının yüzlerindeki maskeleri gören Mesut, adı gibi çok mesut olmuş.
-Krallığım adına sana teşekkür ederim Maskeci Mesut, demiş Kral. Onu balkona davet etmiş. Kralla Mesut balkona çıkıp halkı selamlamışlar. Kral, merakla bekleyen halkına seslenmiş:
-Ey halkım, bundan böyle eski günlerinize geri dönebilirsiniz. Konuşun, gülüşün. Maskelerinizi ister takın ister çıkarın.
Halk önce kralın konuşmasına şaşırmış. Sonra her tarafı mutluluk sarmış. Herkes korku maskelerini atmış çöpe. Birbirlerine bakmışlar gülen yüzlerle.
Kral devam etmiş:
-Umudunu kaybetmeyen umduğuna erişirmiş. Bugün yeniden doğuş günümüz, başlasın şenlikler, solmasın gül yüzler... Bundan böyle ülkemize "Gülen Yüzler Ülkesi " desinler.
Ertesi gün güneş doğarken; "Çekilin," demiş bulutlara, "artık size ihtiyacım kalmadı. Bundan böyle göstereceğim gülen yüzümü hem kâinata hem de çocuklara".
